escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan

15 Aralık 2017 Cuma Reytingleri (TNS)

ArifV216 Fragmanı Yayınlandı

Ufak Tefek Cinayetler’de Oya, Edip ve Serhan arasında savruluyor!

Dolunay’da Nazlı, Ferit’ten Kaçıyor

Hazan ve Sinan Üzerine: Ölüm Acısının Birleştirdiği İki Aşık Birbirinden Kopabilir mi?

BinbirTv Fazilet Hanım ve Kızları dizisinde Sinan ve Hazan’ı yorumladı

Önceki yazımda Fazilet Hanım ve Kızları’nın hikayesinin gidişatından memnum olmadığım ve ilk bölümlerdeki keyfi artık alamadığım için izlemeye devam etmekten emin olamadığımdan söz etmiştim. Son bölümün tanıtımlarında, özetinde, fotoğraflarında da beni cezbeden bir şey yoktu. Bölümü, sosyal medyada paylaşılan bazı sahneler dışında izlemedim. Haftalardır Hazan ve Sinan’ın biraraya geldiği, ikisi arasındaki kimyayı doya doya izleyebileceğimiz bir sahnenin hasretini çekiyorken asansör sahnesi büyük bir sürpriz oldu benim için. Sırma Yanık’ın çok göze sokmadığı, ince mizahını seviyorum. Asansör sahnesi, Fazilet Hanım ve Kızları’nın ilk sezonundaki eğlenceli Hazan ve Sinan’ını hatırlatan sevimli bir sahneydi. Duyguyu seyirciye aktarmakta daha başarılı olduğunu düşündüğüm ilk sezon bölümlerinin yönetmeni Murat Saraçoğlu’nun rejisi ile olsa daha fazla keyif alacağıma inansam da sahneyi çok sevdim. (Dizinin ikinci sezonunu yöneten Gökçen Usta’nın çok şık ve stilize sahnelerini izlemiş olsam da -genel olarak hikaye içindeki görevini yerine getirmek bakımdan- sahnelere Murat Saraçoğlu’nun daha çok hakkını verdiğini düşünüyorum. Senaryodaki duyguyu sezmek, aktarmada zamanlamayı kurmak ve oyunculardan bu yönde performans almak anlamında daha başarılı buluyorum Saraçoğlu’nu.)
Bölümün “Asansör/ Neden buradasın?” kadar, hatta ondan da çok sevdiğim diğer bir sahnesi ise Sinan’ın Yağız’a içini döktüğü sahneydi. “Sana inanıyorum” dese de hâlâ ondan şüphelendiği sezilen ağabeyiyle dertleşirken çektiği aşk acısını, özlemini, Hazan’la yaşayamadıkları için duyduğu eksikliği anlatışı öyle samimi ve sahiciydi ki.. Ona hayat veren Alp Navruz da Sinan’ın çaresizliğini bütün doğallığıyla seyirciye yansıtmakta yine çok başarılıydı.
“Belki ona eski sevgilim demekten ya da onunla hiç sevgili olmadığım gerçeğinden kaçıyorumdur. Ben şimdi Hazan’a sorsam ‘Biz seninle eskiden sevgili miydik?’ diye, sence ne cevap verir bana? Birlikte film izlemedik, dans etmedik, yemeğe bile çıkmadık. Yani yapmadıklarımız yaptıklarımızdan daha fazla… Fazla da bunca yaşanmamışlık içinde benim bu aşk acım neden bu kadar fazla?”
Sinan’ın on ikinci bölümdeki aşk itirafıyla başlayıp Hazan’ın gerçeği öğrenmesiyle biten ilişkinin sadece iki gün sürdüğünü ve birlikte normal bir çiftin yaşadığı hemen hiçbir şeyi yaşayamadıklarını düşünürsek Sinan sözlerinde haksız sayılmaz. Ama işin aslı, ikisinin yaşadıkları ve paylaştıkları çok daha derin ve güçlü. Hazan ve Sinan’ın ilişkisi Egemenler Çamkıranlara, Çamkıranlar Egemenlere “musallat olmadan” önce; sarmaşığa dönmüş ilişkiler ve tesadüfler ağından tamamen bağımsız başladı aslında. Onları biraraya getiren ne Fazilet’in şan-şöhret, yarışma, yalı hırsıydı ne de otel odası ve o yalan. Sadece kendilerine ait bir hikayeleri vardı ikisinin. Hazan, Sinan’ın üyesi olduğu spor salonunda çalışıyordu. Sinan annesinin ani ölümüyle dağılmıştı. Hazan, bütün öfkesini kendisini paralayarak çıkarmaya çalışan Sinan’ın çaresizliğini görüyor, anlıyor ve bu çaresizliği çok iyi tanıyordu.
 
Bu birbirine taban tabana zıt görünen iki insanın, çevrelerindeki kimsenin inanamadığı aşkını başlatan, Hazan’ın  Sinan’a söylediği “kas ağrısı kalp ağrısını bastırmaz” cümlesiydi belki de. Kendisini (ailesi dahil) dış dünyaya tamamen kapatan Sinan’ın acısıyla yüzleşmesini sağlayan, kalbini aralayan cümle olmuştu bu. Hazan yıllar boyunca uzaktan uzağa izleyerek aşık olduğu Sinan’ın öfkesinin, hırsının, hatta vurdum duymazlığının bile nedeninin -kendisinin çok yakından tanıdığı- ölüm acısı olduğunu görebiliyordu. Hazan’ın tamamen kalbinden ve kendi acısından dökülen bu sözcükler Sinan’ı en zayıf yerinden yakalayıvermişti. Kimseyle iletişim kurmayan Sinan, ağzını bile açmadan, kılını kıpırdatmadan Hazan’ın sözlerini gözleri dolarak dinledi. Hazan’ın yıllar önce kaybettiği ama özlemi hiç geçmeyen babası için hissettikleri Sinan’ın hissettikleriyle öyle örtüşüyordu ki, kendi kendisine bile dile getiremediği duyguları öyle gerçek ifade ediyordu ki, Sinan “Annen mi öldü senin de?” diyebildi yalnızca. Hiçbir şeyin göründüğü kadar basit olmadığını anlayabilen “Babasız kız” Hazan ve “kalp ağrısını kas ağrısıyla bastırmaya çalışan” hırçın adam Sinan’ın ilişkisi, acılarını paylaşarak başlamıştı. En zayıf, en kırılgan yerleri ve en güçlü duyguları biraraya getirdi onları: Ölüm acısı.
 
Sinan’ın önceleri inatlaşmaktan ve onunla uğraşmaktan keyif aldığı Hazan’ın, zamanla tanıdığı herkesten farklı olduğunu görmesi ve “nedenli , nedensiz, oyunlu, oyunsuz” hep onun yanında, sadece onun yanında olmak istemesiyle hayatları iyice birbirine karıştı. Hazan, uzaktan uzağa bile kalbini görebildiği Sinan’a ilk andan beri aşıktı zaten. Sinan’sa henüz aşkın ne olduğunu bilmiyordu. Sığ sularda yüzmeye alışıktı. Hazan gibi derin, sert, dalgalı bir denizde nasıl hayatta kalınır bilmiyordu. Korktu, çıpındı ama o suya kendisini bırakmayı başardı sonunda. Hazan için hissettiği şeyin adını koyması ve bunu kabul etmesi zaman alsa da her zaman onun için, onun yanında oldu. Annesinin tüm hırslarına direnip savaşan, tek başına ateşler içinde baygın, babasının hayaline sığınan Hazan’ı bulup hastaneye götüren de Sinan’dı, nezarethanede geçireceği gece boyunca Hazan korkmasın diye kendisini tutuklatan da, onun canını kurtarmak için kendisi ölümü göze alan da oydu. Hazan’ın kendisini bırakıp, baba özlemiyle içinden geldiği gibi özgürce ve katıla katıla ağlamasını sağlayan da yine Sinan’dı.
 
Birlikte yemeğe çıkamadıkları, dans edemedikleri, sinemaya gidemedikleri ve insanları “sevgili” yapan bütün o normal şeyleri yapamadıkları için hayıflansa da Sinan, aslında çok daha özel şeyleri paylaştı onlar; ölüm korkusunu.. özgürlüğünü kaybetme korkusunu.. sevdiğini kaybetme korkusunu.. hastalığı, parasızlığı, özlemeyi, ölüm acısını… Şimdi dizide geldiğimiz noktada aşk üçgenlerinden, kimin daha çok sevdiğinden, hangi çiftin “esas çift” olduğundan söz ediyoruz ama “Ben onu tanıyorum, ona inanıyorum” diyerek herkesi karşısına alan bir adamın ve “Özgürlüğünden daha önemli ne olabilir?” diye soran bir adama “Sen varsın…” diye cevap veren bir kızın birbirinden kopabileceğine kim inanır ki?
Binbir.Tv
loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sayfa da113 sorgu var. 3,079 saniyede yüklendi.